Hatay’dan Dünya’ya Türkiye için çal !

Hatay medeniyetler şehridir.

Hatay aynı toprağın çocuklarının çok sesli bir koro oluşturup aynı şarkıyı söylemesidir.

Bir topluluk içinde, kendi sesini kaybetmeden ‘Çok Sesli’ olabilmektir.

Müzik, matematik ve toplum iç içedir.

Çok sesli müzik yapmak yaşamda insanca var olmaya benzer.

Kendi renginde ve sesinde, yanındakini kollayarak, rol çalmadan ama sonuna kadar ben buradayım duruşuyla müzik yapmak esastır her iki alanda da.

Çok katmanlı ve coşkulu bir demokrasi ortamı, koro müziğinin ve toplumun ortak paydasıdır.

Çok Sesli Müzik Nedir?


Doğa da tatil yok…

Pazar gününün resmi tatil olması ilk defa İmparator I. Konstantin tarafından 7 Mart 321’de ortaya çıkmış, ve bu günü bütün resmî görevlilerin ve şehir halkının neşeyle kutlaması emredilmiş. Köylüler ise tatil yapıp yapmamakta serbest bırakılmış. (doğada tatil yok yorulunca dinlenme var İster Pazartesi ister cuma olsun)

* Osmanlı’da işler daha karışıktı… Müslümanların cuma, Yahudilerin cumartesi ve Hristiyanların pazar olmak üzere haftada üç tatil günü ortaya çıkmıştı.

* Cumhuriyet’in ilanından sonra, resmî ve ortak bir hafta sonu tatili gerekliliği üzerine TBMM, 2 Ocak 1924 günü cuma gününü zorunlu tatil günü olarak kabul etmiş. Ancak, Cuma gününün tatil için uygun olmadığı anlaşıldı.Türkiye’nin batılı ülkelerle çok sıkı ekonomik ve ticari ilişkileri vardı ve bu ülkeler pazar günü tatil yapıyordu.

* Bu durum gözönüne alınarak, 2 Haziran 1935’de cumartesi günü öğleden sonra başlamak üzere pazar dahil, hafta tatili 1,5 gün olarak kabul edildi. Daha sonra 30 Mayıs 1974’te hafta tatili, cumartesi ve pazar, tam gün olarak iki güne çıkarıldı.

Doğada tatil yok yorulunca dinlenme var.🍀


Kolayca yapabileceğiniz bu sağlıklı ve lezzetli TAM BUĞDAY UNLU KEK’i hem çocuklarınıza gönül rahatlığı ile yedirebilir hem de misafirlerinize sağlıklı bir tatlı sunmuş olabilirsiniz.

MALZEMELER:

1 su bardağı yoğurt

Yarım su bardağı soğuk sıkım TEOFARM Zeytinyağı

1 su bardağı doğal bal (toz şeker yerine bal öneriyoruz)

3 köy yumurtası

1 su bardağI TEOFARM  atalık karakılçık tam buğday unu

1 su bardağı TEOFARM kepekli tam  buğday unu

1 limon kabuğunun rendesi

1 çay kaşığı karbonat

 

YAPILIŞI:

un, karbonat ve limon kabuğu dışındaki malzemeleri bir kapta çırparak karıştırın. sonra TEOFARM kepekli tam buğday unu  ve TEOFARM atalık karakılçık tam buğday ununu ve karbonatı ekleyin, biraz daha karıştırın. En son limon kabuğu rendesini ekleyip yağlanmış borcama bu karışımı koyun.

180°C de iyice kabarmasını bekleyin . Piştiğini anlamanın yolu kızarırken bir kürdanı veya bıçağı keke batırıp, hamurun yeterince pişip pişmediğini kontrol etmektir.

Ilık veya soğuk olarak servis edebilirsiniz. En lezzetli hali ılıkken olacaktır.

TEOFARM’dan kullandığınız TEOFARM kepekli tam buğday unu  ve TEOFARM atalık karakılçık tam buğday ununu ve soğuk sıkım zeytinyağı ile hazırladığınız sağlıklı keki afiyetle tüketebilirsiniz.


SAĞLIKLI BİR ÖĞÜN İÇİN KARAKILÇIK BUĞDAYI ÇORBASI…

Karakılçık buğdayı tükenmek üzere olan hibrit olmamış bir buğdaydır.  Sadece lezzet açısından değil besin değeri de çok yüksek olan atalık tohumlardır. Karakılçık buğdayının en önemli özelliği atalık buğday olması ve gluten yapısının bozulmamış olmasıdır. Karakılçık buğdayından yaptığınız yemeklerin lezzetini siz de fark edeceksiniz.

Malzemeler:

1 çay bardağı KARAKILÇIK buğdayı

6-7 çorba kaşığı yoğurt

2-3 su bardağı et suyu (İsteğe göre)

1 çorba kaşığı un

1 adet yumurta sarısı

1 tatlı kaşığı  TEOFARM kuru nane

2 çorba kaşığı TEOFARM eritilmiş köy tereyağı

1 çorba kaşığı TEOFARM naturel sızma zeytinyağı

Tuz

Yarım limon (Sıkılmış)

 

YAPILIŞI:

1 çay bardağı karakılçık buğdayını güzelce yıkayıp 4 su bardağı su , 2 su bardağı et suyu ile  haşlamaya başlıyoruz. Çorbanın yoğunluğunu daha sonra kendi damak zevkimize göre su ekleyerek ayarlayacağız. Buğdaylar hafifçe patladığında pişmeye başlamış demektir.

 

Diğer tarafta geniş bir kaba 6-7 çorba kaşığı yoğurt, 1 çorba kaşığı un, 1 yumurta sarısı ve bir kaç damla limon suyu ekleyip güzelce çırpıyoruz. Kaynayan buğdayın suyundan bir kepçe alıp yavaşça yoğurtlu karışıma ekleyip bir yandan da çırpıyoruz. Yoğurtlu terbiyenin kesilmemesi için ısısının kırılması gerekiyor. Ocağın altını kısıp yoğurtlu karışımı pişen buğdaylara yavaşça ve karıştırarak ekliyoruz. Kısık ateşte çorbayı karıştırarak pişirmeye başlıyoruz. Bu esnada suyu azalırsa bir miktar sıcak su ekleyebiliriz. Yaklaşık 10 dakika bu şekilde karakılçık buğdayı çorbasını pişiriyoruz.

 

Çorbamız pişerken bir cezveye 2 çorba kaşığı tereyağı ve 1 çorba kaşığı zeytinyağı koyup ısıtıyoruz. Üzerine 1 tatlı kaşığı kuru nane ekliyoruz. Nane hafif köpürünce tereyağlı karışımı çorbamızı ekliyoruz. Son olarak tuzu da ekleyip çorbamızı karıştırıyoruz. Yoğurtlu çorbaların kesilmemesi için tuzu son aşamada eklemek gerekiyor.

 

Teofarm çiftliğimizde ürettiğimiz karakılçık buğdayından yapılan, Karakılçık buğdayı çorbamız tüm lezzeti ve doğallığıyla sofralarınızda . Afiyet olsun

UNUTMAYIN Kİ, bir yemeği yaparken ürün kalitesi o yemeğin en önemli püf noktasıdır.


Karakılçık Buğdayının faydaları ve sindirim sistemine etkisi

Karakılçık buğdayı adını başaklarındaki karakılçıklarından almış, atalarımızdan kalan nesli tükenmekte olan bir tür yerli buğdaydır. Yerli tohumların zirai tohumlara göre genotiplerinin düşük verimli olması üreticiler tarafından yerli tohumların tercih edilmeme sebebidir. Yerli buğdaylar daha serttir ve daha zor öğütülürler; fakat besin değerleri oldukça yüksektir.

Günümüzde araştırması ve tanıtımı sıkça yapılan; Kastamonu bölgesinde yetişen Atalık Siyez buğdayı gibi Karakılçık Buğdayı da atalık bir buğday cinsidir.

Bereketli Hilal Bölgesinde bulunan Hatay da yetiştirdiğimiz Karakılçık Buğdayı tohum-toprak eşlemesinde optimum besin değerlerine ulaşmaktadır. Yani hem iklim, hem toprak değerleri açısından bu buğday cinsinin en sevdiği bölgeler arasındadır. Bu güzel eşleşme buğdayın besin değerlerine de yansımaktadır.

Glutenin sindirim sistemininde sorunlar yarattığı son dönemde sıkça gündeme gelen bir konudur. Çölyak Hastaları hariç ( Çölyak hastalığı tamamen farklı bir rahatsızlıktır ve glutenin yapısı ile değil doğrudan glutenin varlığı ile ilişkilidir); gluten intoleransı bulunan bireylerde rahatsızlığın yapısı değişen buğdaydan kaynaklandığını belirten birçok çalışma sonucu vardır. Yapısı değişen buğday tohumununun içindeki gluten yapısı da değşmiştir ve bu değişimi tanımayan sindirim sisteminde sorunlara yol açmaktadır. Biraz canlandırma yaparsak değişen buğday ve türevleri , sindirim sisteminden geçerken yeni tür buğdaylara kimlik taramaları yapıp, seni tanımıyoruz, o üzerindeki ne, bu bize sıkıntı yaratır gibi uyum sorunları yaşarken; bizim eski Karakılçık Buğdayı sindirim sistemimizdeki herkes tarafından tanınıyor ve kapılar sonuna kadar açılıyor. Bu sebeple bizim buğday sindirim sisteminden kolayca geçip gidiyor.

Evrimleşen canlılarda olduğu gibi tohumlarda zamanla evrim geçirmiştir ve şartlara uyum sağlayabilenler günümüze ulaşmıştır.Karakılçık Buğdayı da bu şartlara uyum sağlayabilen, sindirim sisteminin tanıdığı atalık bir buğday cinsidir. Besin değeri çok yüksek olan bu buğday cinsi hem potasyum hemde fosfor açısından çok zengindir. A, E, K, C vitaminleri , demir, lif ve protein oranı da oldukça yüksektir.

Tarih boyunca ana besin kaynağımız olan buğdayın aslında korkulacak bir besin olmadığının ve birçok faydasının bulunduğunun özellikle altını çizmek isteriz. Bu konuyu Teofarm ailesi olarak şöyle yorumluyoruz; yüzyıllardır çalışan bir sistemin , ana enerji maddesinin, çalışan sistemde çok büyük ve bazı kaynaklarca da tek başına sorun yaratan besin maddesi olarak görülmesinin gerçekçi olmadığını düşünüyoruz. Atalık, antik buğdayların yüzyıllardır atalarımız tarafından ana besin kaynağı olarak kullanıldığını ve günümüzdeki kadar çeşitli ve çok sayıda hastalık olmadığının altını çizmek isteriz. Bir besin grubunun tek başına mucizeler yaratmadığını da göz ardı etmeden, Karakılçık Buğdayının gerek besin değerleri gerekse sindirim sistemine olan uyumu açısından çok büyük farklılık yarattığını belirtmek isteriz.

 


Karakılçık Tam Buğday unu ile evde ekşi mayalı ekmek yapımı

 

ATALIK KARAKILÇIK BUĞDAYININ DEĞİRMENDE ÖĞÜTÜLMESİYLE ELDE EDİLEN KEPEKLİ RUŞEYMLİ TAM BUĞDAY TAŞ DEĞİRMEN UNU VE PROBİYOTİK BAKTERİLİ EKŞİ MAYA İLE GELENEKSEL EKMEK YAPIMI:

Sevgili Nezih Gençler in Yaşam Dostu Gıda Dayanışma Üretim ve Paylaşımından…

Nezih Bey maya besleme- çoğaltma işlemini en az 2 kez yapmayı öneriyor. Ve şunları bilmenizde fayda var diye ekliyor; Yaklaşık 650- 700 gr ( yaklaşık 6 su bardağı) kepekli ruşeymli tam buğday taş değirme unundan kulak memesi kıvamında yaklaşık 1 kg hamur elde ediliyor ve bu hamur pişince 1 kg ın biraz üzerinde ekmek elde ediliyor.

Öncelikle 650-700 gr’lık unu havalandırmak ve kabartmak için kalın bir elekten geçirip yeterince harmanlayıp karıştırmamız gerekiyor. Doğada cm, gram gibi ölçüler yoktur ama illa da ölçü isterseniz 1150 gr ekmeklik hamur elde etmek için en az 100 gr lık bir ilk maya yeterli olacaktır diyor.

Ölçüleri; boza kıvamı, kulak memesi kıvamına göre; mevsime, ortamın nemine ve gece gündüz durumuna göre ayarlamamız gerektiğini söylüyor. Suya özellikle dikkat çeken Nezih Bey, besleme-çoğaltma işleminde kullanacağımız suyun yazın içilebilecek kadar soğutulmuş, kışın da vücut sıcaklığımız kadar ısıtılmış olması konusunda uyarıyor. Mayanın canlı bir organizma olduğunu her aşamada vurguluyoruz. Bu nedenle mayalanma süreçlerini de beş duyumuzun algılarıyla ve mayanın dilini hissederek takip etmemiz gerekiyor.

İlk besleme- çoğaltma için; daha önceki ekmek yapımından ayırdığımız en az 100 gr mayamızı uyandırmak ve aktif hale getirmek üzere buzdolabından çıkarıp oda sıcaklığında yaklaşık 6 saat dinlendriyoruz.  Fermentasyon sürecini hızlandırmak istersek , oda sıcaklığında 1 saat kadar beklettikten sonra yaklaşık 1 saat de 35-40 derecelik fırında bekletebiliriz. Biz bu şekilde yaptık ve ekmeğimiz harika oldu:) Bu işlemin yeterli olduğunu anlamak için yine doğadaki ölçüleri ve duyularımızı kullanıyor ve şu testleri yapıyoruz;

  • Mayamız en az 1,5 katı kadar kabardıysa
  • İçi gözenekli bir yapıya kavuştuysa
  • Ekşi maya kokusunu aldıysak

mayamızın üzerine boza kıvamına gelinceye kadar içme suyu veya kuyu suyu ( klorsuz su) ekleme zamanı gelmiş demektir. Suyu ekleyip şimşir tahta bir kaşıkla ” yoğurt özer gibi özeriz” diyor Nezih Bey. Özmek kelimesini bilmeyenler var tabiki grupta:) Başta ben Yüksel Ovalı olmak üzere.. Aslında bir nevi karıştırmak, tüm karışımı homojen bir yapıya ulaştırmak. Yinede eski kalıplara, hikayelere, söylemlere bağlı kalarak “özmek” kelimesini bizde benimsiyor ve bu şekilde devam ediyoruz. Maya ve su karışımını yoğurt özer gibi özdükten sonra 10-15 dk kapalı bir şekilde bekletiyoruz. Beklettiğimiz karışımın üzerine 2 su bardağı yaklaşık 200-250 gram Teofarm Karakılçık tam buğday unu hamura karıştırıp kulak memesi kıvamında 10-15 dk yoğuruyoruz. Koyduğumuz ilk maya kadarını alıp buzdolabına kaldırırız. Kalan en az 350- 400 gram hamuru kapalı bir kapta oda sıcaklığında 5-6 saat ya da 35-40 dereceye kadar ısıtılmış fırında yaklaşık 2 saat dinlendiririz. Bu aşama ile 2. fermentasyon sürecini de tamamlamış oluruz.

Bu aşamada; en az 1,5 katı büyüklüğüne ulaştığında ve parmağımızla yokladığımızda hamurun içinde hava kabarcıkları oluşmaya başladığında ve hafifçe ekşi maya kokusu gelmeye başladığında dinlendirme tamamlanır. Yani 2. besleme- çoğaltma işlemiyle asıl yoğurma işlemine başlanır. Hamurumuzu boza kıvamına gelinceye kadar üzerine su ilave edip özeriz:) İlave edeceğimiz suyu buzdolabında soğutmamız, uzun yoğurma sürecinde hamurda fermentasyon başlamasını önleyecektir. İlave edilen suya mutlaka en az 1 çorba kaşığı zeytinyağı eklenmesini öneriyor, Nezih Bey. İsteye bağlı olarak 1 çay bardağı doğal süt veya 1 tatlı kaşığı bal da koyabilirsiniz diye ekliyor.

15 dakika bekledikten sonra kalan 400-450 gr yaklaşık olarak 4 su bardağı Atalık Teofarm Karakılçık tam buğday unumuzun tamamını ilave edip esas yoğurma işlemine başlıyoruz. Arada bir iki kez 10 ar dakika mola verip yaklaşık 45 dakika, kulak memesi kıvamında yoğururuz. Yoğurma sürecinin son 15 dakikasında, suda erittiğimiz 12-13 gram ( 1 tatlı kaşığı) kaya tuzumuzu ( hamur ağırlığının %1.1 i oranında) ilave edip yoğurmaya devam ediyoruz. Sonra 15-20 dakika dinlendirdiğimiz hamurumuzu, daha önceden yağladığımız pişirme kabına ya da kaplarına koyuyoruz. Hamur yoğurma kabından alıp, düz ve pürüzsüz bir zeminde, avuç içiyle hafif bastırarak yuvarlıyoruz ve etrafını unladıktan sonra pişirme kabına koyuyoruz.

Bu süreçte oda sıcaklığında, hamura temas etmeyecek şekilde üstü örtülü olarak ve kurumasını engelleyecek şekilde yaklaşık 6 saat 3. ve son fermentasyon sürecini başlatıyoruz. Diğer fermentasyon aşamalarında olduğu gibi eğer bu işlemi hızlandırmak istiyorsak , 35-40 derece ısıtılmış ve içerisinde kaynar su koyulmuş fırında, açık şekilde ve kısmi zamanlı fanlı olarak yaklaşık 2 saat dinlendirilir. Hamurun, kendisinin en az 1.5 katı olacak kadar şişmesi ve üstü çatlamadan, hafifçe kabuk oluşması bu sürecin tamamlandığının belirtileridir.

Hamurumuzu fırından çıkartıp, fırını 230-240 dereye kadar ısıtıyoruz sonra pişirmek üzere tekrar fırının alt-çeyreceğine yerleştiriyoruz. Tabi fırını gene çelik bir kapta kaynar su koyarak…

Toplam yaklaşık 50 dakikalık pişirme sürecimizde;

  • ilk 12 dakika fanlı olarak 200 derecede
  • sonraki 12 dakika fanlı ya da fansız olarak 190 derecede,
  • sonraki 12 dakika 180 derecede kısmi zamanlı fanlı
  • en son olarak da 10-15 dakika fanlı olarak 170 derecede pişirmeye bırakılır.

Bu en son bölümde ekmek altı kontrol edilerek pişirilir. Eğer üstü çok kızarmamış, altı kızarmışsa sadece üst, altı pişmemişse sadece alt pişirme açılır… Kontrol için fırın kapağı açılmadan önce fan durdurulmalıdır.

Fan sürekli çalışacaksa sıcaklıkları, yukarda verilen değerlerden yaklaşık 10 derece daha düşük tutabiliriz…

Ekmeğimizi fırından çıkarınca, ham keten bir bezle sarar, bezin üzerine su ve buhar geçirmeyen bir örtü (sıcaktan ve buhardan etkilenmeyen, jelatinli naylon olabilir) örtülür. O örtünün de üzerine bir havlu serilir. Böylece sıcak ekmeğimiz, buharı içeride kalacak şekilde soğumaya bırakılır.

Her fırının kendine has hava sirkülasyonu ve gerçekte verdiği ısı derecesi, düğmesinde gösterilenden farklı olabilir diye belirten Nezih Bey, fırının gerçek değerlerini birkaç denemeden sonra öğrenebilir ve ısı düğmesini o gerçek değerlere göre arttırabilir ya da düşük tutabilirsiniz diye ekliyor.

İlk denemede istediğimiz sonucu alamayabiliriz ama pes etmek yok, yılgınlık yok:)

Nezih Gençler e çok kıymetli bilgi paylaşımı için çok teşekkür ederiz :)

Nezih Gençler e ulaşmak isterseniz Yaşam Dostu Gıda Dayanışma Üretim Paylaşım sayfasını takip edebilirsiniz:)


Hatay; 13 medeniyet, binlerce yıllık kültür

Gastronomi turizmi son yıllarda giderek artan bir seyahat etme sebebi olarak karşımıza çıkıyor. Peki nedir gastronomi? Yunanca Gastros (mide) ve nomos (yasa) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuş, yemek yapma tekniklerini, yemeği sunmayı, kültürü yemekte yaşatmayı inceleyen bir bilim. Gastronomi bilimi bir çok disiplinden yararlanır. Bir kültürün sofralarını anlatırken orada yaşayan halkın geçmişi, alışkanlıkları, sosyoekonomik durumu, coğrafyanın özellikleri gastronomi biliminin ilgi alanına girer.

Antakya’nın tarihine baktığınızda her medeniyet buraya yerleşmek ve burada kök salmak istemiştir. Bereketli Hilal (Fertile Crescent) olarak tanımlanan günümüzden 12 bin yıl önce ilk defa buğdayın evcilleştirildiği ve dolayısıyla da yerleşik hayata geçilen bölgenin içinde yer almaktadır. Defalarca deprem ve doğal afetlerin yerle bir ettiği şehir yine inatla, aşkla aynı yere tekrar kuruldu.
Hatay ilinin yer aldığı coğrafya, tarih boyunca 13 büyük medeniyete ev sahipliği yapmış. Antik çağda yaşantısı, zenginliği, farklı kültürleri barındırması ile Doğu’nun Kraliçesi olarak anılan Antakya, bugün o kültürleri Hatay olarak daha geniş bir coğrafyada hem yaşantısında hem de sofralarında yaşatıyor.

Kültürler mozaiği, medeniyetler şehri tanımlamaları bu kadim topraklar için tarihin her döneminde kullanılmış. IV. yy da yaşamış Antakya Akademisi’nin kurucusu ünlü hitabet sanatçısı ve eğitimci Libanius, “Dünyayı gezip görmekteki amacınız farklı kültürleri tanımaksa Antakya’yı ziyaret etmeniz yeterlidir” demiştir. Bu farklı kültürler bu topraklarda öyle güzel sofralar ve öyle güzel tatlar bırakmış ki… O sofralarda tören, kutlama, ölüm, tebrik farklı ritüeller için bir araya gelinmiş… Paylaşılan sadece sofralar değil aslında duygular, değerler olmuş.

Burası kadim topraklardır. Medeniyetlerin beşiğidir. Tüm dinlerin ibadet merkezlerinin bulunduğu yerdir. Farklı kültürlerin farklılıklarının farkına varmadığı yerdir Hatay. İnsanların inançları, yaşantıları ile değil insan olma meziyeti ile anıldığı yerdir Hatay.
Hakedilmiş sonuç
Hatay’ın Gastronomi Şehri seçilmesi bizim için sürpriz değil, çoktan hak ettiği bir sonuç. Şehrimiz bu konuda çalışmalarını yapıp ev ödevlerini tamamlıyor. Çeşitli komiteler oluşturuldu. Bu komitelerde yer alan kişiler farklı disiplinlerle yetişmiş ve şehri iyi tanıyan yeterlilikleri olan kişilerden oluşturuldu. Herkes üzerine düşeni yapmak için çok istekli ve kararlı. Çok güzel işler çıkacağından eminim.

Hatay’daki rafine kültürün sofraları, yıllarca deneyimlenmiş, kabul görmüş, yapım ve sunum tarzı, üretim şekilleri ile ortak akılla oluşmuştur.

Hatay’ı gelin, görün birkaç gün de olsa yaşayın. Eski Antakya Sokakları’nda gezinirken yemek saati ise evlerden gelen mis gibi tencere yemeklerinin kokusunu içinize çekin… Unutamayacaksınız. Bu şehir hâlâ öğle yemeklerinde ailelerin evlerde masa etrafında toplandığı şehirdir.

Hatay’ı farklı kılan o kadar çok özellik var… Gelin Hatay’ı daha yakından tanıyın.

Akademisyen- Elif Ovalı


Nedir Bu Karakılçık Buğdayı?

Sağlıklı bir yaşam için tahıllara, un ve unlu mamüllere sadece kaçamak günü yiyebildiğiniz besin grubu olarak bakıyorsanız sizi buraya alalım.
Sağlığı, güzel görünmeyi önemsemiyorum ben ağzımın tadını biliyorum, lezzetliyse yerim değilse boşveririm diyorsanız sizi de buraya alalım.
Çünkü karakılçık buğdayını yemeniz için sebep çok.
Kinoa,chia, badem unu, hindistan cevizi şekeri derken neyi neden yemeliyiz neden yememeliyiz diye sorgulamayı unuttuk.
Hani çok klişe bir laf vardır ya sorunu olan birine “Çocukluğuna inmek lazım” der doktorlar. Biz bunu buğdayda bizzat deneyimledik.
Çocukluğuna indik ve ne görelim bizim yüzyıllardır sadık yarimizin (böyle diyoruz çünkü buğday ve türevleri Anadolu mutfağının olmazsa olmaz ürünleri, kurtarıcılarıdır) yapısı bozulmuş, kalbi kırılmış… Dıştan belli etmiyor ;hatta süslenip püslenip birşey yok gibi davranıyor; güzel de görünüyor ama içi kan ağlıyor. Bu yüzden de kim yese doymuyor, şişkinlik yaratıyor, sorun çıkarıyor.
Şaka bir yana durum gerçekten de böyle. Yapısı bozulan buğday insanın sindirim sistemini ciddi etkiler durumda. Lezzetine ise biz bişey demeyelim sadece ipucu verelim şans verin pişman olmazsınız diyoruz. Biz yüzyıllardır bu topraklarda işlem görmemiş Karakılçık Buğdayını ekmeye devam ediyoruz.
Toprağımızı önemsiyor ve şunu savunuyoruz;
“Çiftçi yoksa yemek yok, yemek yoksa gelecek yok.”
Bu yüzden biz buralarda kalmaya, bildiğimiz,inandığımız usulü her aşamasında sorgulayıp bilim ile birleştirerek üretmeye devam ediyoruz. Karakılçık Buğdayı da atalardan yadigar… Hibrit olmayan bu buğdayı tüketmek için sebep çok diyoruz.

İçimizden gelenler

Yöresel ürünler neydi? Anneanne tarifleri? bir meyveyi yemek için mevsimin değişmesini beklemek? Ne demek kışın erikli tart olmazdı veya ne demek kabak yemeği kışın yapılmazdı. Doğanın akışına ayak uydurup, akışı geliştirmek yerine, pratik ve sözde akılcı çözümler geliştirdiğimiz günümüzde, esas sorunumuz bu noktada başlıyor. Raf ömürlerini uzatma, üretimin verimliliğini arttırma, erişilebilirliği kolaylaştırma derken hem ürünlerimizin kalitesini hemde değerlerimizi tek tek kaybettiğimiz şu günlerde tam da bunun için sesimizi duyurmak isityoruz.
Toprağımızı küstürmeyelim, bulunduğumuz doğayı ve verdiği ürünleri tanıyalım,sevelim; kültürümüze sahip çıkıp değerini bilelim istiyoruz. Hepimizin sağlıklı ve güzel bir görünüm için maddi manevi birçok fedakarlıkta bulunmak zorunda olduğumuz bir dönemden geçerken çareyi özümüze dönmekte buluyoruz ve bu açıdan bölgemizin değerini biliyoruz.

Saglıklı ve kaliteli bir yaşam için yediklerimiz neden glutensiz, laktozsuz, karbonhidrat oranı azaltılmış, protein değeri arttırılmış… ve bunun gibi pek çok değişik işlemlerden geçiriyor? Doğadaki işleyiş nasıldı?Biz insanoğlu nerelerde ne yanlışlar yaptık diye sorular sorduk kendimize.. Cevabıda yine eskilerde yine el değmemişlikte ve saf halinde bulduk. Ailemizin asırlık çiftçilik deneyimi ve atalık tohumlarıyla çıktığımız bu yolculuk sonu olan bir yolculuk değil çünkü emelimiz gelecek nesillere de bu deneyimleri koruyarak aktarmak.

‘Yedikleriniz ilacınız, ilacınız yedikleriniz olsun’ demiş Hipokrat.Biz de bu anlayışı benimseyerek değerlerimizi kaybetmeden yenilikçi ve çağdaş bir çiftçilik anlayışı oluşturmak istiyoruz.Bu yolda bizimle olan sizlere teşekkür ederiz.

 

Saglıklı günler dileriz…


MAKLUBE

MALZEMELER:

PATLICAN KIZARTMAK İÇİN

  • 1,5 çay bardağı sıvıyağ

PİLAV İÇİN

  • 6 bardak kaynamış su
  • yarım kilo kuşbaşı et(kuzu veya dana)
  • 1 tatlı kaşığı tereyağı.

YAPILIŞI:

  • Etin üstüne su eklenip,tencerede pişirilir.Et suyunu çekince biraz tereyağında kavrulur.Karabiber,yenibahar eklenir.Patlıcanlar alaca soyulur ve boyuna dilimlanir,sıvı yağda kızartılır.Kızartılan patlıcanlar tencerenin dibinden yukarı doğru dizilir.Kavrulan etler tencerenin dibine konur.Üstüne daha önceden 10 dakika tuzlu ve kaynar suda bekletilmiş pirinç süzülüp boşaltılır.Tuz ve 6 bardak kaynamış su pirincin üstüne eklenir.Kaynadıktan sonra kısık ateşte suyunu çekene kadar pişirilir.Yarım saat demlendikten sonra,yuvarlak tepsiye ters çevrilir ve servis yapılır.

FİRİK PİLAVI

MALZEMELER:

HAZIRLANIŞI:

  • Akşamdan ıslatılmış nohutlar tencerede su ile haşlanır.Et suyuna bulgur ve firik atıp pişirilir,haşlanmış nohutlar eklenir,suyunu çekip demlendikten sonra üzerine zeytinyağı gezdirilir.Servis yapılır.

KÜNEFE

MALZEMELER (6 KİŞİLİK)

  • 1 Kg tel kadayıf
  • 350 Gr künefe peyniri (tuzsuz)
  • 200 Gr tereyağı

ŞERBETİ İÇİN MALZEMELER

  • 2 Su bardağı şeker
  • 1 Su bardağı su
  • 1 Yemek kaşığı limon suyu

YAPILIŞI

  • Tere yağını eritin ve ılıtın.Bir fırın tepsisine tere yağını dökün.Tel kadayıfını iri doğrayın.Tepside bulunan tere yağına tel kadayıfı ilave edin ve elinizle didikleyerek tere yağına bulayın.Fırını 200 derecede ısıtın.Peyniri ufalayın.Tepsideki tel kadayıfın yarısını alın.Tepside kalan kısmını eşit miktarda tepsiye açın. Ufaladıgınız peyniri yerleştirin. Üzerine ayırmış olduğunuz tel kadayıfı eşit miktarda dağıtın.Elinizle bastırarak düzeltin. Isılıtılmış fırına atın.Şerbet  malzemeleri bir tencereye alın ve kaynatın.Üstü kızarınca kadayıfı fırından alın,1 dakika  ara vererek  şerbeti üzerine yavaş yavaş dökün.Sıcak servis edin

AFİYET OLSUN.


HAYTALI_BİCİ BİCİ

MALZEMELER (10 KİŞİLİK)

  • 1 Lt su
  • 1 Su bardağı soğuk süt
  • 4 Yemek kaşığı şeker
  • 6 Yemek kaşığı mısır nişastası

ÜZERİ İÇİN MALZEMELER

  • Gül suyu
  • Sade dondurma
  • Pudra şekeri

YAPILIŞI

  • Derin bir tencereye suyu,şekeri koyun ve ocağa alın.Bir su bardağı soğuk süt içinde nişastayı eritip tenceredeki şekerli suya ekleyin.Orta ateşte  sürekli karıştırarak muhallebi kıvamından biraz daha yoğun bir kıvama gelince ocaktan alın.
  • Geniş bir tepsiyi suyla iyice ıslatın.Muhallebiyi tepsiye dökün,soğumaya bırakın.İncecik dilimler halinde kesin.Gülsuyu,pudra şekeri ve dondurma ile servis edin.

AFİYET OLSUN.


CEVİZLİ TAŞ KADAYIF

MALZEMELER (6 KİŞİLİK)

İÇİ İÇİN MALZEMELER

  • 1 Çay bardağı ceviz içi,iri kıyılmış
  • 1 Çay kaşığı tarçın
  • 1 Tatlı kaşığı şeker
  • Kızartmak için zeytinyağı

ŞERBET İÇİN MALZEMELER

  • 2 Su bardağı şeker
  • 1 Su bardağı su
  • 1 Tatlı kaşığı limon suyu

YAPILIŞI

  • İÇİ İÇİN: Tüm malzemeleri iyice karıştırın.Şerbeti kaynatın ve soğutun.Taş kadayıfın içine doldurun ve ay şeklinde kapatın.Hepsini aynı işlemlerden geçirin.Yağı kızdırın. Kızmış yağda taş kadayıfları kızartın.Kızarmış taş kadayıfları doğrudan şerbetin içine atın. 1 dakika kadar şerbette bekletin.Ilık servis edin.
  • AFİYET OLSUN.